Son yıllarda kadına yönelik şiddet olayları, toplumda büyük bir sorun haline gelmişken, bu sorun maalesef ki birçok ailenin içinde gizli kalmaktadır. Geride bıraktığımız günlerde, kadına yönelik şiddetin bir başka acı ve trajik sonucu daha yaşandı. Eğitim durumunun ve sosyal şartlarının göz ardı edildiği bir ortamda, aile içindeki şiddetin sonuca nasıl ulaşabileceğine dair bir örnekti; işkenceyle dolu bir hayatın sonu, bir kadının yaşamını kaybetmesiyle noktalandı. Kendisini sürekli olarak dayak, hakaret ve psikolojik baskıya maruz kalan bir kadının boşanma kararı, maalesef beklenen bu sonuçla son buldu.
Aliye, 35 yaşında, ev kadını bir kadındı. Bir süre önce boşanma kararı almıştı fakat bu karar onu ölümle yüz yüze getirdi. Evliliği boyunca fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalan Aliye, sürekli olarak tehditlerden ve dayaklardan kaçarak hayata tutunmaya çalışıyordu. Şiddet dolu evliliği, onun ruhsal ve fiziksel sağlığını yok etmekle kalmamış, aynı zamanda çocukları üzerinde de derin izler bırakmıştı. Korkuyla büyüyen bu çocuklar, annelerinin yaşadığı acıları ve çaresizliği her gün izliyorlardı. Ne yazık ki, bunu aşmanın bir yolunu bulamadı ve yaşadığı travmalar nedeniyle sürekli bir çıkmaz içinde yaşamını sürdürmek zorunda kaldı.
Aliye'nin hikayesindeki en çarpıcı nokta, bir kadının boşanmak istemesiyle yaşadığı çatışmadır. Boşanma, pek çok kadının karşılaştığı en zor kararlardan biridir, çünkü boşanmada yalnız kalacakları, çocuklarının etkilenmesinden endişe duyarlar. Aliye, boşanma kararı aldığında, kocasıyla arasındaki gerginliğin artacağını biliyordu. Aslında, o basit bir boşanma kararı almak istemişti ama o an, bu kararı verirken kocasının ne kadar tehlikeli bir insan olduğunu tam olarak anlamamıştı. Evliliğindeki ilk günlerden itibaren yaşadığı azıcık şiddet bile zamanla arttıkça, daha büyük bir korkuya dönüşüp onu tamamen ele geçirmişti. Uğradığı şiddet, onun için sıradan bir yaşamın parçası haline gelmişti ve aniden ortaya çıkan boşanma talebi, kocasının öfkesini daha da körüklemişti.
Birçok kadının aynı durumu yaşadığı düşünüldüğünde, toplumsal bir fenomen haline gelen bu sorunla ilgili, gerekli önlemlerin alınması gerektiği açıktır. Dayak yiyen her kadın, sadece fiziksel değil, aynı zamanda duygusal ve psikolojik yaralar da alır. ALiye'nin sonu, geride kaldığı toplumun bir eleştirisi niteliğindeydi. Sonunda, yaşadığı işkence dolu hayat, ona sonu getirmişti; ne yazık ki bu son, boşanma kararıyla birleşince ölümle noktalanmıştı. Bu tür durumların, toplumda daha fazla farkındalık yaratması ve bu sorunların çözümüne yönelik doğru adımlar atılması gerektiği bir gerçektir. Her kadının bir gün özgürlük arayışına çıkmak için cesarete ihtiyacı vardır, ancak bu cezaevinden kurtulmanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor.
Şiddet, derin bir yara açar ve yaraların kapanması yıllar alabilir. Aliye'nin hikayesinin ışığında, sesimiz yoksa, ne kendimiz ne de başkaları için bir değişim yaratamayacağımızı unutmamız gerekir. Umarız bu tür olaylar, toplumu birleştirici bir etki yaratır ve benzer sorunlarla mücadele eden bireylere rehberlik eder. Hayatlarını kaybeden kadınların arkasında bırakacakları sonsuz dertler ve kayıplar, kayıtsız kalmamamız gereken bir durumdur. Aliye, sadece bir örnek; onun hikayesi, birçok kadının sesini yitirmesine ve acılarının göz ardı edilmesine bir ayna tutmaktadır. Bugün hepimizin görevi, şiddete dur demek ve haklarını savunmaktır.